OpinionTurkish

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avrupa Birliğine Tam Üyelik Başvurusu

Avrupa Birliği\Topluluğu’nun bir parçası haline gelmek için, 1990’yılında Kıbrıs’ın tamamını temsil etmek kaydıyla tam üyelik başvurusu yapan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs Meselesine yeni bir aktör kazandırmakla kalmamış, ada da kalıcı ve kapsayıcı bir çözümün artık eskiye nazaran daha da zorlaştırmıştır. Kıbrıslı Rumların, siyasi istekleri ve ideallerini hayata geçirmek için Avrupa Birliği üyeliğinin önemli bir manevra alanı görmüşlerdir (Vatansever, 2010, s.1519)

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı ile tüm adanın temsili olarak Avrupa Birliği’ne başvurduğu tam üye olma müracaatına yönelik görüşme ve müzakerelerin başlaması Mart 1995 yılında alınan karar ile takvime alınmıştır. Bu doğrultuda başlayacak olan görüşme ve müzakere takvimi1996 yılında yapılan ‘hükümetler arası konferansının akabinde 6 ayı geçmemek kaydıyla başlaması öngörülmüş, ayrıca Güney Kıbrıs tek taraflı olarak başlattığı bu süreçte dördüncü mali protokolü imzalayarak AB’nin Kıbrıslı Türkleri yok sayarcasına ekonomik yardımlarının Kıbrıslı Rumlar Tarafından alınmasını sağlamıştır.(Kaya, 2012, s. 50).

Komisyon 1997 yılının ilkbaharında yayınladığı “Gündem 2000” isimli strateji planı, Avrupa Birliği sınırlarının derinleşme ve genişleme faktörü ile Doğu ve Merkez Avrupa ülkelerinin tam üye olarak Birliğe katılmayı içermektedir. Kıbrıs Meselesi ile Avrupa Birliğinin 1993 tarihinde alınmış kararlarının tekrardan müzakere ederek, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” üyelik müzakerelerinin önceden planlanan takvim doğrultusunda başlamasını onaylamıştır. “Gündem 2000” isimli strateji planı ile beraber Kıbrıs’ın tam üyelik müzakere ve görüşmelerinden önce Kıbrıs Sorununda ve görüşmelerinde herhangi bir kayda değer adımların atılmaması ve ilerleyen bir süreç olmaması durumunda ‘Uluslararası Hukuk’ açısından tanınan tek aktör “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile tam üyelik müzakereleri ve görüşmelerini başlayacaktır.(Kaya, 2012, s. 51)

Avrupa Birliği üye Devletler ve Hükümetlerin Başkanları ile 12-13 Aralık 1997 tarihinde toplanan ‘Lüksemburg Zirvesi’ doğrultusunda “Kıbrıs’ın üyeliği ve Kıbrıs meselesinin çözümü” konusu ile ilgili alınmış karaların, Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan’ın yoğun çabaları neticesinde Avrupa Birliğinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aleyhtarlığı üzerine bir davranış biçimi sergilemesine yol açmıştır. Bu doğrultuda Avrupa Birliği’nin sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” olan Kıbrıslı Rumların Tek Taraflı işgali ile fiilen anlamını yitirmiş bir devletin tam üyelik görüşmelerinin başlatılması şeklinde karar vermiştir(Kaya, 2012, s. 51)

Avrupa Birliği Konseyi başlatılan Kıbrıs’ın tam üyelik görüşme ve müzakereleri, iki halk arasındaki mevuthuzursuz ortamınbarışa yönelik ve görüşmelerinpozitif şekilde etki edeceğini söylemiştir. Ayrıca bu süreçte Birliğin sunmuş olduğu fayda ve nimetlerden iki halkında faydalana bilmesi gerektiğinin altını çizerek, Kıbrıs Türk halkının temsili yetini üstelenen bireylerinde bu üyelik müzakerelerine daha istekli hareket etmelerini istemişti(Kaya, 2012, s. 51).

Söz konusu ‘Lüksemburg Zirvesi’ kapsamında Avrupa Birliği, topluluğa üye olmak isteyen aday ülkeleri belirleyerek söz konusu aday ülkelerin başvuru süreleri tarih belirlenerek takvime eklenmiştir ve AB’nin genişleme politikasının yeni sınırları çizildi. Nitekim verilmiş olan kararlar ile Kıbrıs ve Avrupa Birliği arasında 30 Mart 1998 yılında tam üyelik görüşmeleri başlamıştı. Kıbrıs-AB görüşmelerinin başlaması ile ekonomik açıdan tanıyan, diplomatik açıdan tanınmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni görmezden gelerek yok saymıştır. Bu durumun getirdiği sonuç bakımından Kıbrıs adasının her şartlarda Avrupa Topluluğuna kabul edileceğinin belirtilmesi ile Kıbrıslı Rumları ve GKRY’ni daha dalgacı ve umursamaz şekilde rahat hareket etmesine yol açmıştır(Kaya, 2012, s. 51).

Kıbrıslı Rumların temsil ettiği “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyelik müzakereler heyeti başkanlığına 6 Mart 1996 yılında ‘Yorgo Vasiliu’ getirilmiş ve 1998 yılının mart ayında yapılan Londra’da ki konferansa Kıbrıs’ı temsilen katılmıştır. Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Klerides, bu görüşmelere Kıbrıs Türk heyetine davetiye yollamıştır fakat Türk Tarafının bu gelen davete geri dönüş yapmamıştır(Kaya, 2012, s. 53)

Hem Türkiye hem de Kıbrıs’ı etkileyecek kararların verildiği bir diğer önemli toplantı 10-11 Aralık 1999 yılında yapılan ‘Helsinki Zirvesi’dir. Bu Zirve doğrultusunda Türkiye’ye verilen ‘resmi aday statüsü’ ve söz konusu adaylık çerçevesinde birliğin diğer üye ülkelerince eşit koşullar ve şartlar altında nitelendirileceğibelirtilmiştir. Her ne kadar ilk görüşte olumlu ve pozitif bir ortam yaratılmaya çalışılan Helsinki Zirvesi kararları, Lüksemburg Zirvesi sonrası verilen kararlardan daha ağır koşullar içermektedir(Kaya, 2012, s. 54)

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın girişimleri doğrultusunda “Kıbrıs Meselesinin” uluslararası sisteme müdahil ederek Avrupa Birliği’nin meselede taraf olmasını sağlamış ve Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliğini üyeliğini gerçekleştirme doğrultusunda Lüksemburg Zirvesi sonrası alınan kararların da daha ileri bir kazanım sağladıklarını vurgulamak gerekir.Bu süreçten sonra Yunanistan ve Türkiye arasında ki problem ve sorunlar artık Avrupa Birliği ve Türkiye eksenine doğru evirilmiştir(Kaya, 2012, s. 54). Kıbrıs sorunu konusunda Yunan ve Rum ikilisinin düşünce ve görüşlerine paralel olarak alınan Lüksemburg Zirvesi Kararları, yapılan Helsinki Zirvesi ile daha da güçlenerek Kıbrıs Meselesinin bu süreçten sonra Avrupa Birliği Meselesi şeklinde algılanarak bu süreç doğrultusunda Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerine etki edecek bir parametre olmuştur.

Helsinki Zirvesi sonrası alınan kararlar ve yarattığı etkiler bakımından en çok Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) hissedildi. Kıbrıslı Türkler, 1964 yılından itibaren Kıbrıslı Rumlar ile ayrı düşmüş, 1974 yılından itibaren ise siyasal ve ekonomik olarak Türkiye’ye karşı bağımlılığını arttırmış ve 1983 tarihinden sonra uluslararası ortamda yalnızlaştırıldıkça Türkiye ile artan bu karşılıklı bağımlılıkların derinleşmesine yol açmıştır. Kıbrıs Rum Hükümeti ve Türkiye Avrupa Birliği üyelik müzakereleri sürecinde gelişmeler yaşadıkça, Kıbrıslı Türkler ilk kez Kıbrıs Rum ve Türkiye ikilemi arasından kurtulma olasılıklarını görerek Kıbrıs Türk muhalefetinin Türkiye olan temel ilişkilerin oluşturduğu yapı sorgulanmaya başlanmıştı(Kaya, 2012, s. 55).

BM nezdinde yapılmış olan önerilerden sonra Rum Kesimi artık Türk Tarafı ile görüşmek için isteksiz davranıyordu. Bu sebeple Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekteri Kofi Annan’ın iki toplum liderlerine yüz yüze görüşme çağrısı yapmış ve 1997-2000 tarihleri arasında gerçekleştirilen görüşme ve müzakerelerden bir sonuç alınmamıştı (Vatansever, 2010-2012, s. 1520). 11 Kasım 2002 yılı itibari ile ortaya konan en dikkat çekici tasarı ‘Annan Planı’ olmuştur (Dinçer, 2019, s. 62).

II. B.   Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avrupa Birliği’ne Katılmak İstemesi Ve Nedenleri

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Topluluğuna üye olmak istemesinin sebebi,ilk yıllarda iktisadi ve ticari kaygılar nedeni ile olmuşken, 1974 tarihinde Türkiye’nin yapmış olduğu meşru müdahalesinden sonra Türkiye’yi ‘Avrupa Birliği (AB) üyesi olan bir devletin toprağını işgal etmiş gibi bir sürece ve konuma getirmek ve koymak istemesinden ötürü Avrupa Birliği üyesi olarak Topluluğa girmek istemişlerdir.  Bunun sonucunda AB-Türkiye’ye ekseninde bir anlaşmazlık ve çatışma durumu çıkarmak istemişlerdir. Nitekim 1995 tarihinde ‘Simerini Gazetesi’nde verdiği demeçte Klerides “Kıbrıs’ın AB’ye kabulünden sonra Türkiye, AB üyesi bir ülkenin toprağını resmen işgal altında tutan bir ülke konuma gelecektir” cümlelerinin Kıbrıs Rum Kesiminin bakış açısını ve düşünce yapısını net ortaya koymuştur(Kaya, 2012, s. 43)

Yunanistan, Avrupa Birliği’ne üye olduktan sonra Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni de Avrupa Birliği üyesi yaparak Türkiye’yi bölgesel ve uluslararası konularda zor durumda bırakma adına çaba sarf etmektedir. Bu durumda Yunanistan ve Kıbrıs Rum ikilisinin Avrupa Birliği Karar mekanizmalarında bir bütün olarak hareket ederek kendi çıkar ve emelleri doğrultusunda kararların çıkarılmasında iki oy ile avantaj ve üstünlük sağlama planı yapmışlardı. Teknik ve İktisadi özellikte 1997-1998 yılları arasında dört ayrı protokolün imzalanması ile Avrupa Birliği, Kıbrıs Rumlara ciddi miktarlarda ekonomik yardım yapmış ve teknik alt yapı yardımından da faydalanma olanağı sağlamıştır. Böylece Güney Kıbrıs Rum ekonomisi Kuzey Kıbrıs Türk ekonomisine kıyasla ciddi bir gelişme sağlamıştır. Annan Referandum sonuçları itibari ile Kıbrıs Türk’ünün ‘evet’ oyu ile Rum yönetimiyle birlikte bir araya gelerek Avrupa Birliğine girmek istemelerindeki en önemli hususlardan bir tanesi belki Güney Kesiminin iktisadi olarak bu denli gelişmiş olması etki etmiş olabilir(Kaya, 2012, s. 44).

Kıbrıslı Rumlar, Avrupa Birliği üyesinin getirdiği kazanımlar ile 1960 yılında imzalanarak yürürlüğe giren Garanti ve İttifak Antlaşmalarının hükümlerini geçersiz kılmayı planlarken Ada üzerinde Yunanistan ve Türkiye’nin kurmuş oldukları egemenlik etkisini ortadan kaldırmayı amaçlamaktaydılar. Kıbrıslı Rumların nüfussal olarak sayısal bakımdan Kıbrıs Türk Kesimi üzerinde bir üstünlüğü söz konusu olmakla birlikte bu üstünlüğünün 1963 yılında yaşanan olaylar neticesinde görüldüğü üzere Yunanistan ile Birleşme “Enosis” yolunda kullandıkları her dönemde görülmüş ve görülmektedir. Bu bağlamda Kıbrıslı Rumların “Enonis” gerçekleştirmek istedikleri Yunanistan varlığını Doğu Akdeniz’e indirmek suretiyle Türkiye’nin güneyde ki sahil kesimlerini kuşatılmasına ve Orta Doğu bölgeleri ile yakın ilişkiler kurarak petrol bölgelerinde etkili bir konum ve güç yönünde Yunanistan’a katkı sağlayacaktır(Kaya, 2012, s. 45)

Kıbrıslı Rumların bu politik strateji ve planları arasında Kıbrıs Türklerinin ada da azınlık bir halktan oluşan statüsü çabası vermek, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti” hükümeti olarak tek taraflı meşru hükümet olarak kabul görmesini ve Avrupa Birliği aracılığı ile aldığı ekonomik ve mali desteklerle ekonomisini güçlendirmek şeklinde sıralanabilir (Erdoğan, 2016, s. 148-149).

Güney Kıbrıs Rum Kesimi, izlediği dış politika ve değerlendirdiği fırsatlar ‘meşru’ ve ‘stratejik’ konumu sağlamlaştırırken, özellikle Avrupa Topluluğuna girmek için yaptığı üyelik başvurusu kabulü ile politik imkânları, ekonomik yapısını ve geldiği stratejik güç bakımından önemli bir gelişim kaydetmiştir. Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik herhangi bir olası müdahale durumuna karşın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu konuda Avrupa Birliği’ni (AB) kendi yanına çekmeyi başarmıştır(Kaya, 2012, s. 45)

Show More

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Back to top button